ANNELER - NİNNİLER

ANNELER - NİNNİLER

Konsept: Sema
Performans: Sema
Arp: Meriç Dönük
Video Tasarım: Bengü Karaduman
DJ: Ata Güner
Prodüksyon: garajistanbulpro
Ortak Yapımcılar: TEMPS D'IMAGES 2009 / garajistanbul

Sema’nın hazırladığı bu proje Avrupa Komisyonu, Arte ve NTV televizyonu destekli 2009 18-27 Kasım tarihleri arasında düzenlenen Festival Temps D’images çerçevesinde Namus Oyunları- Honour Games buluşmasında açılış konseri olarak yer almıştır.

"Doğumunda ilk hatırladığı O’nu ilk kucağına verdiklerinde O’nun cığlık çığlığa ağlamasıydı… ne yapabilirdi… kendi acısını unutmuştu…. Yaşadığı onca kederi… görmek istemediği onca şeyi görmüştü… sevgiyi tatmış mıydı… hayır… iliklerine kadar hissetti acıyı tekrar… iliklerine kadar hissetti kötülüğü tekrar… çığlık çığlığa ağlayan “O” vardı kucağında ve belli ki O’da yaşama biryerlerden tutunmak istiyordu… “O” önce kokuyu aldı… “O” sonra daha ilk kez ne olduğunu bile bilmediği elleriyle memeye uzandı…
“O”sonra ağzını dayadı… ve “O” emmeye başladı… ve ötekinin yüreğinden, dilinden O’na bir ninni aktı…
Dandini dandini dastana,
Danalar girmiş bostana
Kov bostancı danayı
Yemesin lahanayı
Dandini dandini danadan,
Bağışlasın yaradan,
Uyusun uyusun büyüsün,
Hak saklasın nazardan….

“O”na yaradı süt… “O”na yaradı ninniler… uyudu… büyüdü… serpildi… sıra “O”na gelmişti…
Kız dedi:
“Kınayı getir aney… parmağım batır aney… bu gece misafirim… koynunda yatır aney…”

FESTIVAL TEMPS D’IMAGES
Namus Oyunları – Honour Games
18.-27. Kasım 2009
18.11.2009 ŞİRİN Aktemur Toprak
SUSMUYORUM UYUMUYORUM ANNE!

Namus Oyunlarındaki ilk konser, dünyaya geldiğimizde duyduğumuz ilk şarkılardan oluşuyordu: Ninniler… Bir kadının sesinden “Anneler ve Ninniler”. Sema’nın sesinden ve süzgecinden…
Yüzyıllardır ninniler, dünyaya gözlerini açıp, anne karnına geri dönmek isteyip ağlayan bebeklerin susmaları ve uyumaları için söyleniyor. Anne olacak kadınlara daha çocuklukta bu öğretiliyor: “Büyüyeceksin, evleneceksin, anne olacaksın, ninni söyleyeceksin, bebek büyüteceksin, yemek yapacaksın, …” Hatta bütün bunları ne şekilde yapacakları bile öğretildi. Kadın olacakları, erkek olacakları, kimlikleri, varlıkları, hepsi öğretildi. Yemekleri, ninnileri ezberletildi. Ancak bu akşam Sema hepimizin ezberini bozdu. Çocukluğumuzdan beri duyduğumuz, bize öğretildiği yorumlarıyla bazılarında eğlendiğimiz, bazılarını küçümsediğimiz, bazılarında göbek attığımız ninniler, türküler, Sema’nın söyleyişinde başka bir anlam kazandılar. Sema’nın aynı anda hem lirik hem isyankar olan sesinde, tanıdığım bütün şarkılar artık yeniydi. Bir kez daha ilk kez dinledim ninnileri, artık benim için yepyeni birer anlam kazandılar. Ezbere bildiğim ezgilerini ve sözlerini şaşırarak bir kez daha ilk kez dinledim. Bu akşam, Sema’nın sesiyle, bütün ninniler ve türküler anlamlarını buldular. İnsanların göbek atarak söyledikleri “Burçak Tarlası”nın, aslında ne kadar büyük bir isyan taşıdığını, duyduk. Bu türkü bana, konserin hemen öncesindeki panelde Gülden Türktan’ın açımlamasını hatırlattı: Türkiye’de kadın girişimci olmak: “Türkiye’de olmak: Biraz Zor. Kadın olmak: Biraz Zor. Girişimci olmak: Biraz Zor” demişti. Yıllar öncesinde, sabah ezanıyla tarlaya gidip zorunlu ve bedava çalışan, kocası ve de kocasının annesi tarafından ezilen köydeki kadın da benzer şeyleri söylemişti hemcinslerine, kendi dilinden: “Aman kızlar ne zormuş burçak yolması, Burçak tarlasında gelin olması” Ama her şeye rağmen bu akşam Gülden Türktan’ın da dediği gibi “zoru başarma imkanı girişimci olmakta”. Ve Sema, yıllar öncesinden ezilen kadının ninnileriyle ve türküleriyle, yıllar sonrasında konserin hemen öncesinde konuşan birbirinden başarılı, üstün zekalı bilim kadınlarının duyarlılıklarını ve isyanlarını buluşturdu kendi sesiyle. Bir umut soluk oldu içimizde.
Sema’ya şiir gibi bir enstrüman eşlik ediyordu: Lir. Bir kadının parmakları arasından… Ve sahnenin tam karşı köşesinden vurmalı sazlarıyla bir erkek, bas sesleri ve tiz sesleriyle ama bütün duyarlılığıyla… Bu iki dişil ve eril nitelikteki enstrümanlar, bu kez sokaktaki gibi birbirlerine vurmadan, birbirlerini dinleyerek birbirlerine seslendiler. Huzur içinde. Onların hepsine ise sahne arkasındaki ekrana yansıyan video art eşlik etti. Hepsi birbirini tamamlıyordu ve bizim beynimizde dağılan puzzle yeniden kuruluyordu yeni bir resimle, yeni bir sesle. Öyle ki herkesin gülümseyerek dinlediği “Atem tutam men seni” türküsünde boğazımız düğümlenerek ekrandaki görüntüye bakakaldık. Balkabağına sarılan dikenli teller yüreğimizi sızlattı. “Tel sarar yavrum tel sarar, tel saramazsa ne sarar” uyusun da büyüsün daha neler saracaklar yavrularımıza. Bengü Karaduman’ın “Anneler ve Ninniler” konserine hazırladığı videonun konseptle olan bağı çok etkiliydi. “Zülüf yüze dökülüp bir kazma bir kürekle can alınırken” yine videoda bal kabağının yazma dantellerine sarılması, “anneler kınayı getirip kızlar bu gece evlerinde misafirken ve annelerine kendilerini koyunlarında saklamaları için yalvarırlarken” videoda uçuşan kuşlar, sallanan beşikler, minicik çiçekler, bütün bunları yapan yalın eller ninnilerle ve kadının dünya üzerindeki durumuyla örtüşüyordu. Bizler öğretilmiş kimliklerle var olurken oyunlarımız bile tanımlıydı. Erkek oyunu, kız oyunu, evcilik, kovboyculuk. Videoda da ninniler eşliğinde, ip atlayan kız çocuğunu izledik bir süre, yalın ayaklarıyla…
Aynı yalın ellerin çizdiği minik çiçekler sahnedeki kabakların üzerindeydi. Sema boynundan, saçlarından ve sesinden dökülen rengarenk çiçeklerle koca bir bahçe sundu bize. Ninniler bebekleri susturmak için ve uyutmak için söylenirdi. Bu akşam garajistanbul’da ninniler kocaman bir isyanla söylendiler susmamak ve uyumamak için, yürekli bir kadının sesinden.
Namus Oyunlarının ilk gecesinde, yakama taktığım Sema çiçeğiyle evime gidiyorum, uyumamak üzere yazıyorum bir kadının kaleminden.

twitter facebook Vimeo