ECHO II

ECHO IIEfsane Hanımlar

“taş plaklar… taş plaklar… taş plaklar…
silik fotoğraflar, birkaç afiş, çok az yazılı belge, çok az anı…. kulaklarımızda kalan cızırtılı sesler… unutamadığımız sesler… tangolar, foksrotlar, operetler, kantolar… bu şarkılar bizi içlerine çeken beni de beni de unutma diyen şarkılardır… sesler, kimi kez hüzünlü, kimi kez kırılgan, kimi kez şen şakrak, kimi kez bir bahar çiçeği, kimi kez rüzgarda uçuşan bir kar tanesidir. kimi kez ben seni işte böyle baştan çıkarıveririm dercesine acımasızdır … kimi kez de aniden fırtınaya tutulup gidiverirler… eğlenirsiniz… gülersiniz… ağlarsınız… ve dayanamayıp kulağınıza çarpan sesleri tekrarlamaya başlarsınız… ve bilirsiniz ki bu sesler öyle bitip tükenecek gibi değildir… ben bu hanımlara meftunum… bu benim için bir mutluluk… beni böylesine etkiledikleri, beni böylesine yüreklendirdikleri, beni böylesine donanımlı kıldıkları için…”

Efsane Hanımlar Hakkında

1868 yılında Güllü Agop’un İstanbul Gedikpaşa’da kurduğu Osmanlı Tiyatrosu ve aynı yılda Dikran Çuhacıyan’ın ekibi ile sahne aldığı, Beyoğlu’nda bugünkü Çiçek Pasajı’nın yerindeki Naum Tiyatrosu ile çağdaş Türk müzik tiyatrosunun ilk temelleri atıldı. Bu mekanlarda ve Tanzimat’tan Cumhuriyet’e geçiş döneminde 1910’ların başlarında bugün Beyoğlu’nda Mısır Apartmanı’nın bulunduğu yerde varlık gösteren Trocaredo ve Concordia Tiyatroları, Üsküdar’daki Aziziye Tiyatrosu, 1916 yılında Tepebaşı’nda kurulan Darülbedai ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında, 1927’de Kadıköy’de açılan Süreyya Opereti sahnelerinde yıllar süresince pek çok “hanım” operetlerde rol aldı, kantolar ve tangolar söyledi. Bugün pek çoğunun hayat hikayelerine dahi ulaşamadığımız bu hanımların mazilerini tam olarak bilmiyoruz ama adları belleğimize kazınmış; Herbiri mazide kalmış, herbiri efsane hanımlar…
19. yüzyıl sonlarından itibaren özellikle İstanbul’da kendisini iyiden iyiye hissettiren batılılaşma sürecinde ortaya çıkan bu şarkıların yeniden ele alınmasına, eğlenceli ve keyifli olmasının yanında kültürel bir arşiv çalışması olarak bakıyorum.
Şarkıları , tematik yapılarının orkestralamaya uygunluğu elverdiğince düzenlemeye çalıştık ve yine kendi döneminde kullanılan enstrüman seçimlerine sadık kalabilme prensibi bizim için ön planda idi.
Düşünüyoruz ve umuyoruz ki en azından böylesi yapıtlar gibi dönem müziklerine, modernleştirme adı altında gerek enstrümantasyon gerek orkestralama gerekse okuma biçimleriyle, biraz daha sakınarak, kendi saf halleriyle bakabilelim ve dinlemenin keyfini çıkartabilelim. Bu şarkılar kendi yapıları ‘kendi söyleyecekleri’ kendi kokuları adına günümüz dinleme kültürüne daha farklı daha dokunulmamış tınılar getirebiliyorsa, bırakalım da kendi doğaları içerisinde yaşam bulmaya devam etsinler..

twitter facebook Vimeo