NAZIM BRECHT KARŞILAŞMALARI

NAZIM BRECHT KARŞILAŞMALARI

Seslendiren ve anlatan: Sema
Metinler: Nazım Hikmet / Bertolt Brecht
Müzik: Hanns Eisler / Kurt Weill / Paul Dessau / Tahsin İncirci / Fazıl Say / Cem Karaca / Dieter Moritz
Sahneleme ve dramaturji: Ann-Christin Rommen
Sahne tasarımı: Akın Nalça
Sahne donatımı: Erkal Yavi
Proje asistanı: N.N.
Sahne tekniği: N.N.
Piyano: Çiğdem Erken
Violonsel: Çağlayan Çetin
Konsept ve çeviriler: Ahmet Doğan
Proje yönetimi: Attila Doğan / Özdem Petek

20. yüzyıl sanatını derinden etkilemiş iki büyük şair Bertolt Brecht ve Nazım Hikmet, aynı çağda, aynı yıllarda, iki ayrı ülkede benzer kaderleri paylaşmışlar. İki aşk şairi, her ikisi de günümüzde her zamankinden daha güncel. İkisi de sanatı bir daha geriye döndürülemeyecek ölçüde başkalaştırıp, inançları ve inatlarıyla insanlığa ilham kaynağı olmuşlar.
Nazım Hikmet ve Bertolt Brecht, 20. yüzyılın büyük acılarına tanıklık ettiler. Ülkelerinden sürüldüler, kitapları yasaklandı. Değişme ve değiştirme tutkusu ile üretmiş ve yaşamış bu iki büyük şair direnci, özgür tercihleri ve yaşama bakışları günümüz sanatı açısından çok çeşitli olanaklar içeriyor.
Brecht’in yapıtları sadece Almanya’ nın yerel sorunsallarına özgü eleştiriler değil insanlığın evrensel sorunlarını kapsayan mesajlardır. Nazım da bir şiirinde „Kardeşlerim bakmayın sarı saçlı olduğuma / Ben Asyalıyım / Bakmayın mavi gözlü olduğuma / Ben Afrikalıyım“ derken acılarını, özlemini tüm insanlıkla paylaşmak istemektedir. Her iki şair de yaşadıkları karanlık dönemlerde ülkelerinde özgürce barınamamışlar, zorunlu seçtikleri bir gurbette memleketlerine seslenmişler:
Brecht „Schlag keinen Nagel an die Wand / Wirf den Rock auf den Stuhl Die Nachricht, die dich heimruft / Ist in bekannter Sprache geschrieben“ (bir çivi çakma duvara, iskemleye savur ceketin, seni sılaya çağıran haber, anadilinde) derken, Nazım sürgünde kaldığı Varna kıyılarından Türkiye’ye doğru yol alan bir vapurun arkasından „Bir vapur geçer Varna önünden / Uy Karadeniz’in gümüş telleri / Boğaza doğru / Nazım usulcacık okşar vapuru / Yanar elleri...“ dizelerini yazar. Sema, Brecht’in ve Nazım’ın şarkılaştırılmış şiirlerinin kendisine has özgün bir yorumunun yanısıra her iki yazarın da günümüzün güncel sorunlarına hala bu kadar yakın olmalarını bir kez daha vurgulamak istemektedir.
Metinlerin içerdiği mesaj izleyiciye sahneden görsel ve müzikal yorumla aktarılacaktır. Bu proje için tasarlanan sahne Sema’nın ses performansı ve müzik yorumunun yanısıra gösteriye önemli bir boyut ve derinlik katmaktadır. Gösteriye konser ötesi bir öğe katmak amacıyla özgün bir sahne tasarımı hazırlanmıştır. Sahne tasarımının ana fikri, sanatçıların ortak çalışması sonucu geliştirilen bir „çadır dünya“dır. Sahnedeki yaşanabilir mekan, sadece taşınması değil, kurulup sökülmesi de son derece basit aluminyum profillerden oluşan bir konstruksiyondur. Konstruksiyona entegre edilmiş halojen ışıklandırma sistemi, gösteri süresince farklı efektler yaratarak, çadır kafesini bir „ışık kubbesi“ne dönüştürür. Gösteri süresince Sema içinde şarkılar söylediği çadırı Erkal Yavi tarafından tasarlanan figürlerle donatarak, sürekli değişen bir mekan yaratır, Brecht’in ve Nazım’ın şarkılarını sadece müzikal olarak yorumlamanın ötesinde görsel olarak da seyirciye aktarır. Sahne tasarımı Akın Nalça tarafından, sahne konstruksiyonunun donatımı Erkal Yavi tarafından ortak bir çalışma ile gerçekleştirilmiştir.
Ünlü tiyatro rejisörü Ann-Christin Rommen tarafından dramaturjisi hazırlanan ve sahnelenen performansda Evrim Demirel‘in piyanosuna Çağlayan Çetin çello ile eşlik edecektir.
Ses, müzik ve mekanın birbirlerini tamamlamaları gösterinin can damarını oluşturur.

twitter facebook Vimeo