SÜLEYMAN ÇELEBİ

SÜLEYMAN ÇELEBİMevlid

Daha sekiz dokuz yaşlarındaydım… Ankara’da bağlık bahçelik bir yerde oturuyorduk… o günlerden hatırladığım en güzel anılarımın arasında kimi öğleden sonraları mahallede annemlerin toplanıp mevlid okuduğu günlerdi… Kadınlardan biri şu anda bile hiç unutmadığım muhteşem bir sesle mevlid okumaya başlardı… aralarda kadınlar bu muhteşem sese koro halinde eşlik ederler, zaman zaman ağlarlar, zaman zaman kalkıp birbirlerinin sırtlarını sıvazlarlar, sonra gül suyu ikram edilir, ardından küçüçük külah mevlid şekerleri dağıtılır, sonrasında çaylar, börekler, kekler yenir ve kadınlar büyük bir sukunetle evlerine dağılırlardı…

Mevlid okumak istediğimi ilk söylediğimde herkesin bana hayretlerle bakarak arapça bilip bilmediğimi sormasıydı… Oysa ben çocukluğumda pırıl pırıl bir türkçeyle yazılmış mevlid’i dinlemiştim defalarca… ve aklımdan çıkmayan ilk sözlerini “Amine Hatun ol Muhammed Annesi, ol sadeften doğdu ol dürdanesi”…
2006 yılında Helmut Bürgel Lörach Stimmen Festivali’nde gerçekleştirmek istediği projesinde benim de yer almamı istediğinde ne söyleyebilirim diye uzun uzun düşündüm… O bana bu teklifi “İlahiler&Nefesler” projemden haberdar olduğu için getirmişti…
“Ortaçağ’da ayrı ayrı üç tepedeki manastırlara yerleştirilen üç kız kardeşin ki bu manastırlar o üç kız kardeşin birbirlerine üç tepeden selam yolladığı manastırlardır ve birbirlerini hiç görmede rüzgarın ve ışığın gücüyle hergün birbirleriyle haberleşmişlerdir…”
Helmut Bürgel bu öyküyü o bölgede yeniden ve çağdaş bir yorumla sunmak için bir alman, bir tibetli ses sanatçısını ve bir de beni seçmiş… Mevlid’i söylemeye karar verdim…
Dünyada yazılmış en güzel methiyelerden biridir mevlid… Ve ben Lörach Stimmen Festivali’nde bir tepede yer alan şapel’de üç gün ve günde üç kez Mevlid’i seslendirdim… Yunus Emre ilahisiyle de sonlandırdım her seferinde… sonra aynı proje kapsamında Belçika’da Sfinks Festival’de, sonra da Mevlid’e hayran kalan Zürich Theater Spektakel Festivali başkanı Maria Magdalena Schwaegermann’ın davetlisi olarak Zürich’te seslendirdim.
2009 Kasım ayı’nda Berlin Martin Gropius Bau Müzesi’nde açılan “Tasvir” sergisinde de 19 Aralık’ta “mevlid”i seslendirdim.

Mevlid benim kültürümün bir parçası…
“İstanbul’un Efsane Hanımları 1895-1940”, İstanbul Şarkıları, Şeyh Bedreddin Destanı, “İlahiler&Nefesler”, “Ashura”da seslendirdiğim Anadolu’nun dillerini unutmamak, belleğimizi tazelemek için yaptığımız tiyatro gösterisi gibi…
Dünyaya baktığımda popüler olanın dışında her dil kendi kültürünü yeniden tazelemek, unutmamak, geleceğe aktarmak için büyük bir çaba sarfediyor… Abdullah İbrahim’in “İsmael”ini ilk dinlediğimde büyük bir hayranlık duydum… Afrika kökenli bir Amerikalı kendi köklerini araştırıyor ve yorumluyordu muhteşem bir caz formatında… Bu örnekten yola çıktığımda ve biraz daha araştırdığımda bu örneklerin bitmek tükenmek bilmeyen bir çabayla devam ettiğini görüyorum…
Bu örnek çalışmalara ben de kendi yorumumla “mevlid”i katmak istiyorum…
Mevlid’den üç bölümü seçtim ve bu üç bölümü yorumlayacağım.
Tevhid Bahri / Hz. Peygamberin Doğuşu Veladet Bahri / Merhaba Bahri Ve ara bölümleri de üç Yunus Emre İlahisi ile bağlanacaktır…

twitter facebook Vimeo